Yas-lanmak

ÖLMÜŞ BİR ARKADAŞTAN MEKTUP

Eskisi gibi yaşıyorum,
Gezerek, düşünerek…
Yalnız biletsiz biniyorum vapura ve trene.
Pazarlıksız alış veriş yapıyorum.
Geceleri evimdeyim… Rahatım yerinde.
(Bir de sıkılınca pencereyi açabilsem)
Ve başımı kaşımak, çiçek koparmak,
El sıkmak istiyorum arada bir
.

Melih Cevdet Anday

Gökçe ve Handan’a…


Freud yası, sevilen bir insanın ya da ülke, özgürlük, ülkü gibi soyut kavramların kaybına verilen tepki olarak açıklamıştır. Sevilen kişinin kaybının sadece ölüm değil ilişkinin, sevginin kaybı olarak da ele almıştır. Yas kaybedilenin ardından, kayba dair duygularla birlikte kaybın yerine tutulan her şeydir. Onu kaybederken tutmaya çalışırız. Elimizden kayıp gider. Artık onun yerine yasını tutarız. Elimizde sadece kaybımız, kaybın getirdiği duygular vardır.

Sevilen kişinin ölümü ya da sevginin yoğun şekilde yöneldiği kişiyi ya da şeyleri (ülke, özgürlük vb. soyut kavramlar) bir daha göremeyecek, duyamayacak, dokunamayacak olmak derin bir yara açar. Elimizden kayıp giden, bırakmak zorunda kaldığımız şey gider ve yerine acıyan açık bir yara kalır. Bu yara ile ne yapacağız? Yaslanacağız. Yaslanmak sözcüğü yasa bürünmek anlamının yanında, dayanmak ve güvenmek anlamlarını taşımaktadır. Kaybı tanımak, açık yaramıza bakabilmek ve en nihayetinde kabul edip, sırtımızı yaslayıp, yaramızı sarmaya başlamak… Kaybın öznel tarihimizdeki (yaşamımızda bizi etkileyen tüm olaylardaki) yeri yaramıza bakmaya çalışırken de onu sarmaya çalışırken de belirmeye başlar. Yaşanılan hoş anılar, üstesinden gelinen zorluklar, kavgalar, barışmalar, kaybedilenle son anlarda yaşananlar… Bir şekilde dile gelir ve her kişi kendi yasını kendine has tutar.

Kaybedilen, yaşamımızdaki tüm kaybettiklerimiz gibi, yas sürecinde de tekrar tekrar aranır ve her defasında kaybedilir. Kaybettiğimizi anlamak ve hislerimizi anlamlandırmak adına aramaya ve kaybetmeye devam ederiz. Tıpkı kaybettiğimiz yakınımızın kabristanda mezarını aramak gibi. Sanki kaybımızı bulacakmışız gibi ararız. Bulduğumuz, taşlarla çevrilip simgelenmiş bir yerdir. Ancak aynı zamanda aradığımız ve bulduğumuz yine kaybettiğimizdir aslında. Bulduğumuz kabir aynı zamanda bizim kaybımızın simgesidir. Bize ait duyguları barındırır ve bu duygularımızla karşılaşırız. Kaybımıza olan özlemimiz, arayıp sesini duymaya olan hasretimiz, yumuşak elini tutma isteğimiz… Kaybettiğimiz yakınımıza ait olan her şeyin, bizdeki kaybı ile karşılaşırız. Karşılaştığımız kayıp ve hissettiklerimizle yasını tutarız. Kelimelere yaslanıp onun hakkında konuşuruz ve yazarız, inanca yaslanıp dua ederiz, kendi ritüellerimize yaslanıp kabrine çiçek ekerek sularız. Yaslanabildiğimiz ve duygularımızı ifade edebildiğimiz her şey ile kaybımızın yasını tutarız.

Yas kaybedilenin hissettirdiği acıyı tutmak, kavramak, anlamak, taşımaktır. Ağlamak, dua etmek, ağıt yakmak kaybedilen her ne ise artık onu göremeyecek, duyamayacak, dokunamayacak olmayı kabul etmeye çalışmaktır. Yas kaybın yerine tutmaya çalıştığımız her şeydir. Yas kaybın ardından açılan yaranın acısını kendimize gösterme, kaybı kabul etme çabasıdır.

Bazen yas uzun sürer ve yara kapanmaz, bandaj tutmaz. Kayba dair zihinde dönüp duran sözcükler (keşkeler, acabalar) kaybın acısına karışır. Yara kanamaya devam eder.

Bazen de yas hiç tutulamaz. Hiçbir yere yaslanılamaz. Sırtı yaslayıp kaybın ardından açılan ve kanayan o yaraya bakılamaz. Bakılamadığı için anlaşılamaz ve yara sarılamaz. Yoğun üzüntü, zor duygulara karışır ve ifade yolu bulamaz.

Yas uzun sürdüğünde ya da hiç tutulamadığında yoğun yaşanan duygular, bedende (ağrılar gibi) ve kimi yaşamı zorlaştıran davranışlarda (depresyon, takıntı gibi adlandırılan psikolojik zorluklar) kendine bir çatlak bulur ve sızar. Ama bu zor duyguların bir çatlağa değil anlam bulabileceği bir yola ihtiyaçları vardır. Bu, güvenip yaslanabileceğimiz, yasımızı sıkı sıkı tutabileceğimiz ve zamanı geldiğinde bırakabileceğimiz bir yoldur.


Kaynakça

Sigmund, F. Yas ve Melankoli. Metapsikoloji (s. 237-259). içinde İstanbul: Payel Yayınevi.